HER GUN BIR IYILIK



» 3/11/2007 - 26. İSTANBUL KİTAP FUARI

 Kitap kurdu olan Ahmet Kabaklı İlköğretim Okulu Küçük İzciler, liderleri  eğitimci-yazar Nedim Taktak ile birlikte veli Mevlude Çakıl refakatinde Tüyap (TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş) tarafından organize edilen 26. İSTANBUL KİTAP FUARI' na gittiler.
 Timaş standında Topkapı Srayı Müzesi müdürü ve yazar Prof.Dr.İlber Ortaylı ile, Nesil standında manken Yaşar Alptekin ve yazar Cüdane Cündioğlu ile, Kaynak kitap standında gazeteci-yazar A.Kadir Süphandağı ile,  Altın kitapları standında çocuk kitapları yazarı Gülten Dayıoğlu ile, Kapı kitapları standında Prof.Dr.İskender Pala ile, TEMA Vakfı Başkanı Hayrettin Karaca ile, haber progrmı yapımcısı ve televizyoncu Mesut Yar ile tanışarak kendi uzmanlık dallarında  sohbet ettiler. Adı geçen yazarlar izci lideri Nedim Taktak'a bu hafta sonu yaptığı güzel etkinlikten dolayı tebrik  ve takdir ettiklerini belirttiler.
Bağlantı

» 30/10/2007 - Çocuklarda Kötü Sözlere Başlamanın Alt Yapısı

Çocukların en önemli özelliği evin neşe kaynağı olması ve yuvayı sağlam zincirlerle bağlaması olsa gerek. Çocuklar; masumdur, sevimlidir ve cennet kokuludur. Böyle olması onların bazen yanlış hallerini de kapsar. Masumiyetleri göz önünde bulundurularak yapılan çirkin hal ve tavırlara hoş görüyle bakılır.
Çocuk doğduğunda tarifi mümkün olamayan mutluluğu tadarsınız. Onunla çocuk olup bineği olur, sevinince sevinir, üzülünce beraber ağlarsınız. Geceleri uykusuz kalarak hastalığında Şafi ismini tecelli ettirmesi için Rabbimizden yaşlı gözlerle niyazda bulunursunuz. Baba, anne sözü sizi hayata kopmaz, sarsılmaz, kuvvetli iple sımsıkı bağlar. Birbirinizi daha çok sever ve çocuğunuza mutlu bir gelecek için hayal dünyanıza yeni bir pencere açarsınız. Artık anne ve baba; çocukları doğduğu andan itibaren onun için yaşayan fedakâr, cefakâr canlılardır.
“Yavrum, güzelim, annem, canım, aşkım, paşam, aslanım,” dersiniz. Kızsanız dahi uyurken saçlarını koklayarak, öperek özür bile dilersiniz. Onun için her şeyin en iyisini, en güzelini sağlamak için bir değil iki işte çalışırsınız.
Çocuklar şefkat ve merhamet pınarı olan ebeveynlerinin rehberliğinde; doğru-yanlış, sevap-günah, güzel-çirkin, iyi-kötü halleri tanımaya başlarlar. Küçükken yapılan hatalı davranışlarda ısrar, büyüdükçe sevimli hallerin yerini çirkin bir hale çevirir.
Bu kötü söz ve fiiller, büyükler tarafından ya önemsenmemesi ya da takdir edilmelerinden ötürü alışkanlığa dönüşür. Davranışlar sıradan ve bayağı bir hal alır. Davranışlarını evden ve yakın çevreden modelleyerek alan çocuğun davranışlarında bizim payımız büyüktür. Bazen şaka, bazen espri, bazen de takdirle karşılarız çocuğumuzun beğenilmeyen kötü davranışlarını. Çocukken basite alınan kötü davranışlar; büyüdükçe yetişkinlerce ödül beklemeye alıştırılan çocuğa; ceza, hakaret ve dışlamaya varan neticelerle açığa çıkar.
“Evlendikten 5 yıl sonra bir çocuğu olan aile de herkes mutludur elbette. Evlendikten 5 yıl sonra gelen azalarında noksanı olmayan bir çocuk eve şeref vermiştir. Artık muratlarına eren aile çocuğun adını ‘Murat’ koyar. Baba çocuğun büyümesini, konuşmasını çok ister. Her gün oğluna yeni kelimeler öğretmeye çalışır ve her misafir gelince oğlundan öğrettiklerini tekrar etmesini ister. Murat 3 yaşına gelince 4–5 kelimelik cümleler kurarak yaşıtları gibi konuşmaya başlar.
Babanın Osman isminde bir aile dostu vardır. Baba, Osman Bey’e bir şaka yapmak istediğinden Murat’a bir kötü söz öğretip ve bu çirkin sözü Osman Bey’e söyletmeyi ister. Baba oğluna defalarca çirkin sözü söyletme çabasında bulunur. Çocuk denemeler sonucunda o sözü söyler. Baba mutludur, Osman Bey de. Osman Bey çocuktan duyduğu sözden memnuniyetini katıla katıla gülerek gösterir. Baba arkadaşlarına, sevdiklerine çocuğuna öğrettiği sözü söyletmenin zevkini çocuk 12 yaşına gelinceye kadar yaşar. Çocuğa bazen de para vererek söylemesini teşvik eder. Çocuk 12 yaşında para vermeden de çirkin sözü söylemektedir.

“Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum.” diyen ilim adamımıza kulak vermeliyiz. Attığımız her adım bize bumerang gibi er veya geç döner. Aile toplumun temel taşıdır. Ailelerimizi sağlam tutmak ve korumak için elimizden geleni yapmak zorundayız.
Walt Disney "Eğitim ve eğlence birbirine düşman değildir" derken haklıdır. Erkenden başlayarak dili bir eğlence haline getirirseniz, çocuğunuz sevgi sözcüklerini hayatı boyunca koruyacaktır.

Musevilikte şöyle bir gelenek vardır:’  Bir çocuk İbranice konuşmaya başlar başlamaz kendisine bir şeker veya bal verilir. Böylece, çocuğun öğrenme kavramını tatlı kavramıyla birlikte hatırlanması sağlanır.
“İnsan taallümle tekemmül eder.”Öğrenerek mükemmelleşir. Öğrenme; yani bilgi alışverişi, insanların birebir ya da dolaylı olarak ilişki kurmalarıyla mümkün olur. Eksik olan azalarımız olmadığı, eksik olanın “Verene teşekkür etmek” olduğudur. Toplumumuzda, evimizde, okulumuzda, işyerimizde eksik olan “Teşekkür ederiz” sözcüğüdür.
Baba evde su isteyince çocuğuna, yemeği yedikten sonra aile birbirine, usta çırağına 15–16 numaralı anahtarı getirince, okula gelince bizi getiren servis şoförüne, her ders sonunda öğretmenimize, gün bitiminde her şeyin sahibi Allah (CC)’a teşekkür etmeliyiz.
Eğer siz öğrenme sürecinde tatlı yerine acı, sıkıntı ve cefa verirseniz dilde izi kaybolmayan yanık bir tad kalır.
Her öğrenme acı verirse öğrenme olmayacaktır hayatta. Tecrübeye, rehbere ve mihmandara gerek kalmayacaktır. Hayat ezberden öte bir durumdan ibaret kalır. Ezberin olmadığı hatta ezberin bozulduğu, tecrübelerin deniz feneri gibi yolumuzu aydınlattığı sevgi, saygı, hoş görü ikliminde adım adım ölümden ölümsüzlüğe varışın adıdır: HAYAT!
Bizim bu gün yaptığımız çalışmalar aslında torunlarımızı eğitecek ve hayata hazırlayacak kişileredir. Torunlarınızı düşünün. Çocuğa kızarsanız, kalbini kırarsanız ve pembe, şirin yüzüne vurursanız severek öğreten ebeveynler olamazsınız. Dayak çocuğun yapılması istenmeyen davranışı yapmasını engeller diyenler vardır. Her kötü sözünüz, her kötü davranışınız; onun ruhunda kapanmaz bir acı olarak yerleşecektir. “Dayağın sürekli tesir icra edeceği de, her zaman münakaşa götürür bir mevzudur. Onun terbiyedeki tesiri, daha çok teskin edici ilaçlara benzer; ağrıyı geçici olarak dindirse bile, iyileştirmez Hele, bazı zamanlar başka komplikasyonlara da yol açar ki, dolayısıyla daima titizlik isteyen bir husustur."
O bunlarla yaşar ve olgunlaşır derseniz burada söz susar, fasit bir hal alır. “ Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur”diyen âlimi de üzersiniz o vakit!
Yarınların özlemi içimizi yakıyorsa, visal meltemi burnunuzu gözyaşlarınızla sızlatıyorsa, rehberiniz kavi ise, kervanda yerinizi almak için davranın. Unutmayın geçmişinizi, ekilen sevgi tohumlarını!
Özel bir maçta bu duyguları yaşayan futbolcu Tuncay; “Osmanlı torunu olmanın ayrıcalığını yaşadık.” diyorsa hâlâ düşünmekle vakit mi kaybedeceğiz?
Yüreğimizde bir yara var. Kendi ellerimizle çocuklarımızı hayata kötü bir şekilde hazırlamak bize yakışmaz! İnsana yakışmaz! Konuşan hayvanlara bile kötü söz etmesini öğreten ve bunlarla övünen biz değiliz! Biz kayıp zannedilen,”hasta adam” diye nitelendirilen Aslanların; Altın Neslin takipçileri, izcileri olmalıyız. “Hiç Kızmayan Anne”, “Hiç Kızmayan Baba” olmamız gerekmektedir. Muhabbetimizle kuşatmalı, bahçemizdeki gülleri sevgimiz ile yeşertmeliyiz.
“Tülleniyor ruhlarımızda sevdalı bir yaz,
Ne çıkar sanki biraz sertçe esmişse poyraz.

Güller açıyor, her yanda bülbül nağmesi var,
Dünkü renkleriyle geliyor bu gelen bahar...”
NEDİM TAKTAK
n.taktak@hickizmayanogretmen.com

Bağlantı

» 30/10/2007 - Kurban Olam Öğretmenim

Köyümüz iki, dağ arasına kurulmuştur. Köyün tam ortasından küçük bir dere geçer. Üzerinden iki kişi yan yana geçemeyecek kadar dar ve kısa küçük bir köprü vardır.
Adım Fatma. Bu köydenim. Hangi köy mü? Bizim köyden. Yani Muş'un Dağarası Köyü’ndenim.
İkinci sınıfa gidiyorum. Sekiz kardeşiz. Evimiz okulun karşı yamacındadır. Evet dereden geçip okula gitmek zorundayız ablam ağabeyim ve ben Fatma.
Sabahtan akşama kadar okuldayız. Okumayı tatilde unuttum. Neden mi? Tütün tarlasına gitmekten, davarlara çobanlık etmekten diyeceğim. Ama siz buna karşı çıkacaksınız. Eline günde ika kitabını alamaz mıydın demez misiniz? Dersiniz elbet dersiniz. Okulumuzda üç öğretmenimiz var. İkisi yeni geldi. Biri bizim öğretmenimiz. Beni çok seviyor. Köpeklerden çok korkuyor. Bizim buralarda köpekler bağlanmaz. Bağlanırsa azgın olurmuşlar. Köyün bakkalına, camisine, kahvesine gitmek için köy meydanına gitmek zorunda. Çünkü okul köyün tepesinde. Öğretmenimiz bizden köpekler var diye yardım istiyor. Yolda kocaman köpekler onu ısırmasın diye tabii ki
Okulumuzda üç sınıf var. Sınıfımızda hem biz ikiler hem de üçler var. Öğretmenimiz bir ders bizimle bir ders üçlerle ders yapıyor. Buna birleştirilmiş sınıf denirmiş. Ne bileyim canım bize öyle anlattı öğretmenimiz.
Öğretmenimiz bizimle türkü söyler, top oynar, koşu yapar. Sanki çocuk! Hanımı da var. Okulun evinde kalıyorlar. Evin adına “lojman” diyorlar.
Fatma, Ayşe, Ali, Hâkim ve Fesih bir ay sonra tekrar okuyacaklar. Onlara hediye alacağım diyor. Çok çalışıyoruz. Öğretmen bize çikolata, şeker, bisküvi veriyor zaten.
Okul açılalı iki ay oldu. Çok mutluyum. Keşke tatiller olmasa diyorum siz gibi. Artık soğuklar başladı. Rüzgâr ‘vuu vuu vuu ‘diye çok bağırıyor. Bazen pencerelerden bakmaya korkuyorum. Sabah hemen olsun diye dua ediyorum Allah'a.
Sabah olunca hemen elimi yüzümü yıkıyorum. Önlüğümü giyiyorum. Kahvaltı yapar yapmaz ablamı ve ağabeyimi beklemeden koşarak okula gidiyorum. Ali’yi, Ayşe’yi ve Hâkim'i evlerinden çağırıyorum.
Okula ilk biz geliyoruz. Okulun kapısını yine bizim öğretmen açmış. Dışarıda sıra oluyoruz. Hem en önde yine biziz. Vakit gelince Andımızı söylüyoruz. Sonra tekrar sınıflara giriyoruz.
Hava soğudu demiştim ya günler artık okulun açıldığı ilk ay gibi uzun değil. Çabuk hava kararıyor. Bizim sizin gibi sokak lambalarımız yok. Ne mi yapıyoruz karanlıkta? El fenerlerimiz var. Onunla yolumuzu aydınlatıyoruz. Akşam ezanı okunurken eve varıyoruz.
Okula gelince hemen akşam olmasın diye teneffüslerde çok oynuyorum. Tabi böyle olunca hemen acıkıyorum. Beslenme yapıyorum sizler gibi. Ama yinede acıkıyor bu Fatma arkadaşınız.
Yine bu çabuk akşam olan günlerde derslerime de çok çalışıyorum. Harıl harıl mı dediğinizi duyuyorum gibiyim. Evet, evet harıl harıl.
Öğretmenimiz bizimle çok ilgileniyor. Bazen teneffüse geç bile çıkıyoruz. Olsun o bizimle ilgilensin, bizi sevsin de hiç çıkmasak ta olur.
Öğretmenimiz elinde bir poşetle geldi bu sabah. ‘Günaydın’ dedi bizlere. Biz de ‘Günaydın’ demedik! Ne dedik? Elbette ‘Sağ ol’ dedik. Yoklama yaptı. Sonra sınıfa her zaman olduğu gibi gülen gözlerle baktı. Birini arıyormuş gibi baktı. ‘Fatma, canım’ dedi.
Adımı duyar duymaz masaya koştum. Öğretmenimiz:
- Fatma bugün okumaya geçti, dedi.
Nasıl olur? Daha dün öğretmenimiz; ‘yarın okuma geçmek ister misin?’ demişti. Ben de:
—Evet. Demiştim. Allah Allah esastan okuyor muydum ben?
—Şimdi tahtaya; ‘Fatma bugün okumaya geçti’ yazacak deyince öğretmenimiz sınıftan bir alkış koptu.
Tahtanın yanına gittim. Tebeşiri aldım. Adımı yazdım önce ‘Fatma’. Biraz durdum. Sınıftan:
-Haydi Fatma! Haydi Fatma! Seslerini duyunca içimden heceleyerek yazmaya başladım.

‘Bu-gün o-ku-ma-ya’ ayaklarım titriyordu. Düşüp bayılacak gibiydim. O anda öğretmenimin elini başımda hissettim. ‘Haydi Canım! Ben biliyorum; sen yazarsın, arkadaşlarında biliyor haydi!’ deyince sihirli heceleri yazmaya devam ettim ‘ geç-ti’.
Ohhh! Sanki üzerimden kocaman bir kaya kalkmıştı. Kuşlar gibiyim, sanki uçuyordum. Arkadaşlarım beni ayakta alkışlıyorlardı. Adımı bağırıyorlardı:
—Fatma! Fatma!
Bir süre devam etti bu güzel davranış.
Öğretmenimiz poşeti eline aldı:
— Şimdi Fatma'nın hediyesini vereceğiz, dedi.
Poşetin içinden bir paket çıkardı. Paketi bana vereceğini zannettim. Ama paketi masaya bıraktı. Cebinden kırmızı bir kurdele çıkardı. Onu da masaya koydu. Paketi bana verdi. Gözüm ağrımıyordu ama gözlerimden yaşlar akıyordu.
Paketi aldım. Elini öptüm. Başımı okşadı. Sınıfın 'Aç! Aç!' sesleri arasında paketi bir çırpıda açtım. Şaşkınlığımız artmıştı. Yeni bir önlük! Yeni bir yaka! Demek öğretmenimiz benim yakamın ve eskimiş önlüğümün farkındaydı. Öğretmenimiz:
—Senem, arkadaşını al. Öğretmenler odasında yeni önlüğünü giymesine yardım et, kızım dedi.
Senem üçüncü sınıfa gidiyordu. Senem ile beraber odaya gittik. Hemen eski önlüğümü çıkardım. Yeni önlüğümü giydim, yakamı taktım. Elindeki bir şeyi önlüğümün sol tarafına taktı. Bu masadaki kurdele değil miydi?
O günü asla unutamam. Diğer arkadaşlarım da birer birer okumaya geçtiler. Hediyelerini aldılar. Hiç kuşku yok ki öğretmenimiz hepimizi çok seviyor.
Okulun açılmasının üzerinden üç ay geçmişti. Günler daha kısaydı artık. Ben yine acıkıyordum.
O gün açlığa hiç dayanamıyordum. Karnımdan gurul gurul diye sesler geliyordu. Hatta arkadaşım Esra da karnından gelen bu sesleri bir keresinde duydu.
Ne olduysa o an oldu. Hemen ayağa kalkıp:
—Kurban olam ööretmenim! Ne olur bir yol izin ver. Eve gideyim. Çok açıkmışam.
—Çok mu?
—Hee. Ne olur kurban olam izin ver he mi?
—Olmaz eviniz çok uzak. Hava kararmaya başladı. Köpekler var.
Ben ısrarla 'Kurban olam Ööretmenim' derken zil çaldı.
İzin vermediği için önce kızdım. Senem beni okulun bahçesinde buldu:
—Haydi, öğretmenimiz çağırıyor, dedi.
—İçimden bana ne demek geçiyordu. Ama onu çok seviyordum.
Usulca yerimden kalkıp okula gittim.
Sınıfta öğretmenimiz masaya bir tepsi, tepsinin içinde peynir, yumurta, zeytin, ekmek ve ayran getirip koymuş. Tüm sınıf oradaydı. Öğretmenimiz:
—Fatma’nın Kurban olam demesi beni çok etkiledi. Sizler öğretmenlere kurban olursanız öğretmenler de size kurban olmazlar mı? Dedi.
Sesi titriyor ve ağlıyordu. Yemeğimizi yedik. Bir ders sonra evlere gittik.
Canım öğretmenim biz size kurban olmaz mıyız? Sizin şahsınızda tüm öğretmenlerimizin ellerini öpmez miyiz?
KURBAN OLURUZ ÖĞRETMENLERİMİZE!

NEDİM TAKTAK
www.hickizmayanogretmen.com
nedimtaktak@gmail.com




Bağlantı

» 1/10/2007 - 2007-2008' E "MERHABA" DEDİK

akabakli ve esi meskure hanimi andik( www.negatif.com )

 

 

2007-2008 Eğitim-Öğretim yılının başlamasıyla Ahmet Kabaklı İlköğretim Okulu Küçük İzcileri 28 Eylül 2007 cumartesi günü önce Ağız ve Diş Sağlığı kontrolünde geçti.Fen veTeknoloji dersi etkinlik bölümünde yer alan Ağız ve Diş Sağlığı Etkinliği'ni ücretsiz muayene yanında birer adet diş macunu ve diş fırçası hediye ederek gerçekleştiren Diş Hekimi Sayın Kutlu Dede.'Ağzımızın hiç koruması olmadığından tüm hastalıklara davetiye çıkardığını,bunun tüm diş hekimi arkadaşlarca Eylül ayında İlköğretim Haftasında yakınlarında bu-lunan tüm ilk ve orta öğretim kurumlarına uygulamalarının sağlıklı toplum için bir adım oluşturacağını söyledi.Başakşehir'de bu yıl 2.sini gerçekleştirmemizi sağlayan eğitimci-yazar ve izci lideri Sayın Nedim Taktak'a teşekkür ederim.' dedi.

 

İzciler ağız ve diş sağlığı kontrolünden sonra Edirnekapı Şehitliği'ne gittiler.Merhum İstiklal marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy'a önce 10 kıtalık İstiklal Marşı'nı toplu okudular.Daha sonra topluca dua ederek teşekkür ettiler.Tüm Kara,Deniz, Hava Şehitlerimize,Polis Şehitlerimize de toplu dua ederek emanet aldıkları bu vatan için çalışmaya söz verdiler.
İstanbul'u fetheden Ulu Sultan Fatih sultam Mehmet Han'ı Fatih Camii içindeki kabri başında anarak dua ettiler.Burada da İstanbul'u koruyup ,lider ülke Türkiye için çalışmaya söz verdiler.
Feshane'de çocukluklarını doyasıya yaşayarak yemek molası verdiler.Orada Akşehir'den gelen merhum Nasreddin Hoca ile tanışıp fotoğraf çektirdiler.
Eyüp Sultan'ı makamında ziyaret ederek teleferikle okullarına ismi layık görülen merhumŞeyhulmuharririn Ahmet Kabaklı ve biricik hayat arkadaşı Matemetik öğretmeni Meşkure Öğretmenlerini kabirleri başında ziyaret ettiler.Dua ederek okullarını her yerde 1.yapmaya söz verdiler.
SultanuşŞuera Necip Fazıl Kısakürek ve eşi Neslişah Hanımefeni'yi de kabirleri başında ziyaret ederek dua ettiler.
Çadırda yemek yiyerek 'Her gün bir iyilik yap' izci parolasını gerçekleştirmek için Eminönü İftar Çadırı'nda sıraya girdiler.Çevre temizliği yaptılar. Yemek esnasında ekmek,su vb. yiyeceklere yardımcı oldular.
Sulatanahmet Kitap Fuarı'nda Nesil Yayınları standında imza günü olan Cemil Tokpınar'la fotoğraf çektirdiler.Ayrıca Dr.Muhammed Bozdağ ile sohbet ettiler.
Timaş Yayınları standında romancı Ahmed Günbay Yıldız  ve TİMAŞ Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Emine Eroğlu ile tanışarak sohbet ettiler.Diğer yayınları gezerek kitap alışverişinde bulundular.
Sultanahmet 'te bulunan Türkmen Çadırı'nda Ahmet Kabaklı'nı iki güzide yeğenleri olan  Türk Edebiyat Vakfı Başkanı Servet Kabaklı ve Halk Müziğinin güçlü sesi Esat Kabaklı Beylerle tanışarak çadırda misafir edildiler.
Sultanahmet Meydanı'nda alışveriş eden izciler tatlı bir yorgunlukla sabah 10.00'da başlayan yolculuklarına gece 23.30 'da tamamladılar."
Bağlantı

» 24/9/2007 - 5-E SINIFI HAFTALIK DERS ÇİZELGESİ

 

 

GÜNLER

 

1.DERS

2.DERS

3.DERS

4.DERS

5.DERS

6.DERS

 

DERSEGİRİŞ ZAMANI

 

07.30

08.20

09.20

10.10

11.00

11.50

PAZARTESİ

DİN KÜLTÜRÜ

DİN KÜLTÜRÜ

TÜRKÇE (YAZI)

 

TÜRKÇE

(OKUMA)

TRAFİK 

GÖRSEL SANATLAR

 

SALI

FEN ve TEK.

FEN ve TEK.

BİLGİSAYAR

BİLGİSAYAR

 

İNGİLİZCE

 

İNGİLİZCE

 

ÇARŞAMBA

 

TÜRKÇE

BEDEN EĞİTİMİ

 

BEDEN EĞİTİMİ

MATEMATİK

MATEMATİK

REHBERLİK

 

PERŞEMBE

 

SOSYAL B.

MATEMATİK

 

İNGİLİZCE

FEN ve TEK.

 

FEN ve TEK.

 

 

TÜRKÇE

 

CUMA

SOSYAL B.

SOSYAL B.

MATEMATİK

MÜZİK

TÜRKÇE

TÜRKÇE

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ ÖĞRETMENİ:  MAHMUT AYDIN

 

BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ ÖĞRETMENİ: HALİT İNCE

 

 BEDEN EĞİTİMİ ÖĞRETMENİ: RABİA ÖRCÜN

 

MÜZİK ÖĞRETMENİ: ŞÜKRAN KILIÇ

 

İNGİLİZCE ÖĞRETMENİ: RUKİYE GÜVEN

Bağlantı

AHMET KABAKLI İLKÖĞRETİM OKULU 5/E SINIF SİTESİDİR. SİTEMİZ e-SINIF İÇİN YAPILMIŞ OLUP EĞİTİME BİR DESTEKTİR.

Bağlantılar


» Ana Sayfa
» Profilim
» Arşiv
» Arkadaşlarım
» e-posta
» Blog RSS

Kategoriler



Arkadaşlar


Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:4
| Sonraki Sayfa